bu girdi bu blog sayfasına girdiğim son girdi olacak kısmetse :) taşındık efenim. bitti. kapattık dükkanı. yeni adresimiz: www.ayanozturk.com/blog/ buyrun..
19 Eylül 2007 Çarşamba
taşındık
bu girdi bu blog sayfasına girdiğim son girdi olacak kısmetse :) taşındık efenim. bitti. kapattık dükkanı. yeni adresimiz: www.ayanozturk.com/blog/ buyrun..
12 Eylül 2007 Çarşamba
private issues
Merhabalar,
Hello,
Hello,
Ahoy,
Hallo,
Aloha,
Ciao,
Aloha,
Ciao,
efendim öncelikle belirtmek isterim ki eğer bu satırları okuyorsanız yanlış yerdesiniz. bunları kimsenin okuması için yazmıyorum. sadece yazmış olmak için yazıyorum. böylece kendimi daha iyi hissedeceğim. ve gerçekten merak ediyorsanız evet ben manyağım. o yüzden beni tanımıyorsanız ve okuyacak güzel bir şeyler arıyorsanız buyurun www.itiraf.com, ne bileyim www.bilgirgec.org ihtiyacınız olan eğlenceyi sağlar. eğer oldu da denk geldiniz ve bu sayfayı ziyaret eden günlük 2-3 kişiden birisiniz (ki bunlar da çoğunlukla google'da yanlış arama sonucu kazara gelen kişiler oluyor) ve üstelik beni tanıyorsunuz. o zaman sizi www.slashdot.com, www.fazlamesai.net, www.distrowatch.com, www.pardus.com.tr gibi sitelere girip günlük konuşmalarımın %90'ını içeren bilgiler konusunda fikir sahibi olabilirsiniz. Böylece benim bulunduğum ortamlarda konuşulan şeyler hakkında akıl fikir sahibi olabilir arada lafa girip "evet GPL evet biliyorum, linux'u da severek izliyorum" diyebilirsiniz. Daha ne diyeyim artık. hiçbir şey bulamadınız www.google.com aradığınız soruların cevaplarını verecektir..dedim ya yazdıklarım benim ile benim aramda. ilginizi çekebilecek bir şey yok yani.. geç olmadan pencerenin X düğmesine tıklayın, yoksa bu sayfa sonunda bekleyen tetikleyici otomatikman bilgisayarınızın IP adresini kaydedecek, 0,0001 saniye aralıklarla size saldırmaya başlayacak ve sisteminiz çökene kadar da durmayacak :) korktunuz mu? :) baştaki akıllı işaretlere olayı özetliyor aslında :)
efendim eski zamanlarda, transformers'ın hala televizyonda gösterilmekte olduğu, 90'lı yılların başları ve ortaları zamanında çok moda olan bir şey vardı. günlük tutmak. şimdilerde de bu hevesi devam ettirmeye çalışanların olduğunu biliyorum, görüyorum ama aynı hava, aynı motivasyon değil, o zamanlar başkaydı. ilk günlüğümü hatırlıyorum, sevgili günlük mü yazsam yoksa o deftere yazarken nasıl bir hitap kullansam diye kendimle tartıştığım iki-üç sayfa vardı. manyağım demiştim dimi, o zamanlar başkaydı diyorum size.. neyse efenim dedim ya eski zamanların havası, heyecanı farklıydı. bir kere mesela özlü sözler defteri bile vardı arkadaşlar arasında dolaşıp duran.. mesela o özlü sözlerden birisi derdi ki mesela "kalbim kırık dökük yaraları tadilat nedeniyle yeni aşklara kapalı.." eskiden çok önem verilirdi böyle şeylere. her "aşk"tan sonra (o da neyse) belirli bir toparlanma süresi olurdu insanların. etrafındakiler de büyük bir saygı içerisinde bir süre ona "dokunmazlardı". yeni nesil böyle mi peki? biz mi büyüdük yeni nesil bir şeyleri büyüklerinden öğrenirken başka tarafları ile mi dinlediler, nereleri ile anlayıp, nereleri ile düşündüler bilemiyorum, ama çok enteresan bir yeni nesil çıktı karşımıza.. ya da mesela o özlü sözler defterine yazılan ve özenle herkesten bir gün gelir de özel dediğim birine söylerim diye saklanan sözler vardı.. ya da gizli gizli yazılan beceriksiz şiirler.. hey gidi hey.. bazen düşünüp o eski günleri, belkide o eski günlerde kalan böyle düşünen böyle yaşayan kişileri özlüyorum..
çocuktuk o zamanlarda tabi. daha hala çocuk olup enteresan davranışlarda bulunan yeni nesle bakıp "eskiden böyle miydi bee" diyebilecek olgunluğa (o da neyse) ulaşana kadar da yeterince fırın ekmek yedik. zamanı geldi aşık olduk yandık bittik kül olduk, zamanı geldi yaramazlık yaptık. yukarı mahallede, aşağı mahallede ve deplasmanda maçlar oynadık. ha bu arada bütün bunlar arasında uzun maçlar oynayıp yeteri kadar skor kaydedebildiğimi düşünerek yine de kendimi galip sayıyorum ve yaşadıklarıma gülüp geçiyorum..
not: bu sayfayı okuması ihtimali olan günlük 3 kişiden biri olarak bunu okuyup anlamayan varsa ilk paragrafta ben demiştim kardeşim. hadi kapat sayfayı kendi işine bak. bu sayfayı kendime ayırdım hadi bakalım hadiii.. :)
"Bir yerden sonra her şey fazla gelir, daha fazlasını yapamayacağınızı hissedersiniz. Ve bu noktada kendini biraz geri çekebilmek, hayatında geriye kalan her şeyin alt üst olmaması için yapılabilecek tek şey gibi görünür. 5 yıldır organize etmeyi düşlediğimiz AGORA'yı almayı başarmışken, ve üstelik Anadolu Üniversitesinden böyle bir destek ile beraber mükemmel bir AGORA olacağı şimdiden belli olan bir etkinliğin organizasyon takımında yer almamak bu durumun bir işareti olabilir belki."
diye yazmıştım birkaç hafta önce. ne güzel yazmışım. kendimle gurur duydum birden nedense :) kendimi ifade edebilmek için nadiren kurduğum güzel-etkili cümlelerden biri sanırım. çünkü genellikle beni tanıyan kişiler zaten nasıl olduğumu ben söylemeden anlıyor. genellikle benim çok fazla bir şey söylememe gerek kalmıyor. lisedeki sessizliğin ve mühendislik fakültesinde okumanın dezavantajı diyebilirim belki bunun için. bu yüzden de birkaç kişiden fazla sayıda olmadı hiç dostlarım. ama ne derler bilirsiniz. bir sürü yapmacık arkadaştansa bir-iki gerçek dostu her zaman tercih ederim..
hayat bu, ne zaman karşınıza ne çıkacağını bilseniz bir heyecanı kalmazdı değil mi? hayat sürprizlerle dolu. mucizeler de olur felaketler de. boşver, değmezmiş diyebilmek ve herşeye rağmen başı dik yola devam edebilmek gerek. harcanan zaman ise hiçbir zaman boşa harcanmamıştır çünkü kötü anlarımız da olmalı ki iyi olanların değerini bilelim... neymiş, gelene gelme, gidene gitme denmezmiş... hayat herşeyi yaşayıp görmek için çok kısa, neden yavaşlayıp, durup vakit kaybedeyim ki? mutluyum çünkü mutlu olmamam için bir neden yok :)
bu satırları da birkaç hafta önce, dürüst olmak gerekirse, pek de inanmayarak yazmıştım. durup geriye, ne kadar yazdığıma, neler saçmaladığıma bakınca bu birkaç hafta önce yazdıklarımı asıl şimdi hissediyorum diyebilirim. evet ben bir şekilde bilgisayarın klavyesinin tuşlarına uzun süre basıp, uzun süre o parlak ekrana bakarak rahatlıyorum. parka bahçeye çıkıp çiçeğin böceğin fotoğraflarını çekmek iyi geliyor, eskişehir'de şehri baştan başa yürüyerek turlamak hiçbir pisikiatristin yapamayacağı etkiyi yapıyor.. ilginç biriyim yani..
bunları somurtan bir suratla depresif halde yazdığım düşünülmesin sakın. her kelimede yüzümde bir gülümseme var. gelecek hafta açılacak okulumla beraber belirsiz olan şeylerden çoğu da çözülmüş olacak zaten.. o yüzden rahatım. Herkesin tatile ihtiyacı vardır, herkesin sıkıntı ve stres içinde geçmiş uzun bir dönemden sonra, rahat bir nefes almaya ihtiyacı vardır. bende çeşitli kişi(ler) ve talihsiz olaylar dizisi nedeniyle sıkıntılı bir dönem geçirmiştim. Ve şu anda böyle bir tatil fırsatı yakaladım, ve süper bir tatil yaptım :)
Yakında, herkesle, görüşeceğiz...
31 Ağustos 2007 Cuma
hayat
üzgünüm, hayat bu, ne zaman karşınıza ne çıkacağını bilseniz bir heyecanı kalmazdı değil mi? hayat sürprizlerle dolu. mucizeler de olur felaketler de. boşver, değmezmiş diyebilmek ve herşeye rağmen başı dik yola devam edebilmek gerek. harcanan zaman ise hiçbir zaman boşa harcanmamıştır çünkü kötü anlarımız da olmalı ki iyi olanların değerini bilelim... neymiş, gelene gelme, gidene gitme denmezmiş... hayat herşeyi yaşayıp görmek için çok kısa, neden yavaşlayıp, durup vakit kaybedeyim ki?
mutluyum çünkü mutlu olmamam için bir neden yok :)
30 Ağustos 2007 Perşembe
Messenger'dan blog
bu bir deneme mesajıdır, yeni şeyleri denerken nedense hep böyle yapıyorum. Şu anda MSN üzerinden blog yazıyorum. ilginç bir yöntem. daha fazla blog yazmaya teşvik ediyor. + çok kolay :)
20 Ağustos 2007 Pazartesi
04 Haziran 2007 Pazartesi
Yıldırım düştü
bir bilge der ki: "Bir yıldırım iki defa aynı yere düşmez. Ama eğer ikinci defa aynı yere düştüyse, üçüncünün de olma ihtimali yüksektir."
Aynı yere üç kere yıldırım düştü, her defasında daha çok acıdı.
anlayana..
Aynı yere üç kere yıldırım düştü, her defasında daha çok acıdı.
anlayana..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

